16 Ekim 2014 Perşembe

Lorac Pro 2: İnceleme ve Alış Hikayem (Amerika'dan Kozmetik için Güvenilir Bir Öneri)

Herkese merhaba!

Ağustos ayı sonlarında İnstagram'dan "Ludoshemakeup" adlı hesapla tanıştım ve orada belirtilen mail adresiyle hesabın sahibi Büşra hanıma ulaştım. Tam da eylül ayı ortası gibi aldığı siparişleri getirecekti ve ilk defa onlineda görüp bir şey almayı denemek istedim, çünkü ülkemizden ziyade, Amerika'daki kozmetik piyasasını takip ediyorum ve burada bulamadığımız birçok güzel şey var.

Başta, yüksek kapatıcılığı olan ve karmadan yağlıya dönük cilde de uyacak bir fondöten olduğunu okuduğum Becca Ultimate Coverage  Complexion Creme fondöten için ulaştım ve bana uygun tonunu bulmakta sıkıntı çeken Büşra hanım, mail atarak hemen haber verdi. Ona göre Sephora'nın sitesinden sipariş vereceğini söyleyince fondöten için onu uğraştırmak ve tonunu birebir denemeden internetteki yorumlara göre kendime uygun gördüğüm bir şeyi almak yerine, gönderdiğim ücrete denk gelecek başka bir şey mi istesem diye düşündüm ve Sephora ile Ulta'nın sitesinde dikkatimi çekecek bir şey bulur muyum diye iyice araştırdım. Son adımda da, ilk çıktığında hiç ilgimi çekmemiş olmasına rağmen Lorac Pro 2 paleti almaya karar verdim.

Büşra hanım aslında siparişimin 3 hafta sonrasında gelebileceğini söylemesine rağmen, biraz kısmetli çıktım ve erkenden gelen birkaç üründen biri de benim Lorac Pro 2 paletim oldu. Palete kavuşur kavuşmaz farları bir denedim ve gerçekten de meşhur oldukları kadar varmış.

Öncelikle sipariş aşamam aynen yukarıda anlattığım gibi. Büşra hanım çok ilgiyle ve sıcak bir yazı diliyle cevap veriyor. Herhangi bir değişiklik olması durumunda size hemen haber veriyor. Ayrıca paketinizi inanılmaz güzel ve özenle hazırlıyor (fotoğraflamadım ilk halini ama far paletimin yanında gelen ve yazışmalarımızdan çıkardığı kadarıyla denemek isteyeceğim numunelerle birlikte ürünü iyice pat pat (hani şu baloncuklu olanlar) kağıda sarmış ve bir de güzel bir kağıtla kaplamıştı). Bazen verdiğiniz sipariş başta söylediği tarihten erken bile gelebiliyor, o zaman da size güzel bir sürpriz olmuş oluyor.
Hourglass, Becca, Lorac, Urban Decay, Too Faced ve daha ne isterseniz Amerika'dan, kozmetik nâmına tabi, Büşra hanıma ulaşın. Bu hesabı bulduğuma çok sevindim, bundan sonra bir şey alacağım zaman sık sık kendisine ulaşacağım :)

Bu aşamadan sonra geleyim far paletine...


Far paleti yanında bir göz makyajı bazı numunesi ile geliyor. Numune de yeterince büyük, hemen bitecek boyda değil.


Bana bu paleti en cazip gösteren üç ton, üst sıradan 4.ton olan Nectar ve aynı sıradan sondan 3.ton olan Navy, alt sıradan da o ışıltılı haki yeşili olan Jade oldu. Swatch fotoğraflarımda birebirdeki güzelliğinin yanından bile geçmedi Jade'in ama gerçekten çoo...ok güzel bir yeşil.




Pigmentasyonu başarılı mat far bulmak zor iştir genelde, ama Lorac bunu gerçekten başarmış. Üst sıra tamamen mat, alt sıra da tamamen ışıltılı tonlardan oluşuyor. 
Mat tonlarda Nectar gerçekten çok hoş bir şeftali tonu, ayrıca Plum adlı mürdüm tonunu da beklemediğim kadar sevdim ama Black böyle bir palet için yeterince siyah değil. The Balm'ın Nude Tude paletindeki siyah bundan çok daha siyah mesela. Yine de bunu eksi olarak görmedim, liner olarak kullanılmaya yetecek kadar belirgin bir siyah olmasa da, gölgeli makyajda tonları koyulaştırmak için güzel bir koyuluk dozu var. Böylece makyajı birden aşırı "gece makyajı"na dönüştürmeden, kullandığınız diğer tonlara biraz daha gölge katmış oluyor.
Bir de paleti görmeden alma nedenlerimden biri olan Navy'ye geleyim... Sadece swatchladığınızda bile ıslak mendille sildiğinizde parmaklarınız yemyeşil kalıyor. Bir türlü doğru düzgün çıkmıyor, iyi bir makyaj temizleyicisiyle silmediyseniz. Bıraktığı o tuhaf yeşili hiç sevmedim ama o tondaki bir maviyi liner olarak kullanabilirseniz gerçekten çok güzel duruyor. Pigmentasyonu da çok başarılı.



Alttaki ışıltılı sırada Jade beni kesinlikle hayal kırıklığına uğratmadı. Buradaki fotoğrafta güzelliği yeterince ortaya çıkmamış olsa da yeşil bir dumanlı göz makyajı için kullandığınızda müthiş duruyor. Ayrıca bu seriden Beige'i tahmin etmediğim kadar sevdim. Gölgede biraz krem rengi gibi dursa da, ışıkta harika bir ışıltısı var. Ama simli simli bir ışıltı değil bu, daha dozunda ve klasik bir parlaklık veriyor. Kristal gibi diyeyim.
Yabancı bloglarda böyle bir yorum hiç görmedim ama o ton en favorilerimden biri oldu benim.
Buradan bir de Chrome'u çok çok beğendim. İçinde biraz yeşillik, biraz da kahvelik barındıran bir gri. Adının andırdığı gibi biraz duochrome (iki farklı renk yansımalı) bir havası var.

Farları birbirine karıştırmak ve geçiş yaratmak çok kolay. İyi fırçalarınız olduğu sürece hiçbir sorun yaratmıyorlar. Yapıları biraz tozutan cinsten olsa da ortalığı kirletecek dozda değil. Ayrıca baz olmadan da kullanıldığında gayet opaklar.

Sadece mat farları kullanarak bir deneme yapmıştım.


Burada göz kapağımın tamamına yoğun şekilde Nectar'ı uyguladım. Bu makyaj için Urban Decay Naked 3 paletten de faydalanıp oradaki 3 mat tondan en koyu mat pembe tonuyla göz çukuruma gölge yaptım. Dışarıya doğru ve gözün dış yarısında olan gölgeyi Lorac Pro 2 paletteki siyahı iyice yedirerek yaptım ve alt kirpik dibinin dış yarısında da yine aynı siyah var. Kaş altıyla gözün en iç kısmında ise yine Lorac Pro 2 paletten Buff adlı mat ve en açık ton var.

Bu makyajı gerçekten çok sevmiştim, birebirde biraz daha şeftaliye kaçan, sıcak bir ton dalgası vardı. Farların geçişleri de gayet rahat olmuştu çünkü yapıları buna el verecek şekilde.

Bu far paletini Ludoshemakeup aracılığıyla 140 liraya aldım. Amerika'dan isteyebileceğiniz her türlü kozmetik ürünü için kesinlikle içiniz rahat ulaşabilirsiniz kendisine. Benim de ilk online alışveriş tecrübem onun sayesinde oldu.

Siz Lorac Pro 2'yi aldınız mı ve aldıysanız en sevdiğiniz tonlar neler? Paylaşmayı unutmayın!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

15 Ekim 2014 Çarşamba

NARS Dual Intensity-Himalia

Herkese merhaba!

Fazlasıyla uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya dönüyorum, çünkü aylardır heyecanla beklediğim ve hatta ülkemize gelmesinden ümidi kestiğim NARS Dual Intensity farlarla tanıştım ve mükemmel bir rengiyle ilerleyen zamanlarda koleksiyonunu yapabilecek kadar sevdiğim seriye el attım.

Bugün NARS'ın bize gelmeden önce bir sürü yabancı blogda öve öve bitirilemeyen Dual Intensity far serisinden Himalia'yı yazacağım.
Baştan uyarıyorum, BU YAZI ÇOK FAZLA ÖVGÜ İÇERİR!



Öncelikle bu farların en önemli özelliği hem fazlasıyla yüksek pigmentasyonları, hem de adlarındaki "dual intensity"den anlaşılacağı üzere yoğun pigmentasyonlarının iki derecesi olması. İster kuru, ister ıslak uyguluyorsunuz ama iki şekilde de şahaneler. Kuruyken harika, ıslakken ise müthiş metalik ve inanılmaz opaklar.
Ve serinin tamamı ışıltılı. Yani ışıltı sevmeyenler yazının burasında okumayı bırakıp, blogumdan kaçabilir. Sevenlerle devam edelim.


Benim Himalia'yı tercih etme nedenim bu yıl tamamen soğuk tonları tercih eden kozmetik zevkime uygun ve mağazada alırken denediğimde cilt tonum ve göz rengime göre çok hoş, "makyajlı" görüntüsünden çok, güzelliği ortaya çıkaran makyaj görüntüsü yaratması oldu. Açıkçası daha çok soğuk grilerle ilgilendim, bir tane de pembemsi kahve vardı beğendiğim (hiçbirinin adına bakmadım açıkçası mağazada) ama bunu ilk elimde swatchladığımda "Allaaahııııımmm!" dedim, sonra göz kapağımda denedim ayrı hayran oldum. Bu sene aldığım ilk, ve sene bitene kadar muhtemelen daha far almayacağım için, tek kahve tonlu far oldu Himalia. Ama bunun nedeni grimsi ve içinde hafif pembeliği olan bir kahve olmasıydı.


Farın yapısına gelince, yumuşak ve yağ gibi sürülüyor. Ben böyle farlarda fırçaya alıp yoğunluğu azaltmak yerine direkt parmağımla uyguluyorum, o yüzden parmakla uygulamada ıslak kullanmasanız da fazlasıyla opak oluyor, ıslak kullanmaya pek yanaşmadım şimdilik.
Son zamanlarda far kullandığımda göz kapaklarımdan bir ağrı duymaya başlasam da bu farda böyle bir şey yaşamadım.
4 saat kadar gözümde kalan makyajımın farlarının ışıltısı yüzüme dökülmedi/yayılmadı.
Farım BAZ SÜRMEMEME RAĞMEN hiç (!) kırışmadı ve gözün çukurluk çizgisine hiç dolmadı, ki göz kapaklarım biraz yağlıdır.
Ayrıca altına baz sürmeseniz bile fazlasıyla opak ve güzel duruyor. "Nerde benim far bazım?" dedirtmiyor.

Kısacası, yabancı blog ve vloggerların övdüğü kadar varmış. Tek kötü yanı ufacık olmasına rağmen -ambalajı gerçekten çok küçük ve bir far 1.5 gram ürün barındırıyor- 85 liralık fiyatı. Yine de bütün bu yukarıda saydığım özellikler buna da fazlasıyla değmesine neden oluyor.

Ben Himalia'yı geçen hafta Black Cardımda biriken %10 indirimle 85 yerine 76,5 liraya aldım. Daha büyük bir şey olsa durmadan sarılacağım, o kadar sevdim ufaklığı.
Merak edenler varsa kesinlikle tavsiye ederim.

Siz seriye baktınız mı ve herhangi bir rengini aldınız mı? Paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

4 Eylül 2014 Perşembe

Yves Saint Laurent - Volupte Sheer Candy 08 Iced Plum

Herkese merhaba!

Son zamanlarda mavimsi pembe tonlarında bir ruj ararken bir anda karşıma çıkan, çıkar çıkmaz aldığım YSL Sheer Candy serisinden 08 numaralı "Iced Plum"ı yazacağım bugün. Kendisi benim bu seriden ilk rujum oluyor, ama seriye çok güzel bir giriş yapmamı sağladı.



YSL'in yurtdışında en sevilen ruj serisi aslında Sheer Candy serisi. Ben bu seriyi fazla saydam görüyordum şu ana kadar, bu yüzden şimdiye kadar hiçbir rengini denememiştim. Fakat bunu alırken aklımda opaklıktan çok, aklımdaki rengi bulma isteği vardı ve istediğimi bu seride bulunca bu seriye de giriş yapmış oldum.

Tabi öncelikle ambalajı klasik Volupte serilerindeki rujların güzelliğine sahip, fakat Volupte Shine ya da klasik Volupte gibi altın renkte gövde yerine, gümüş rengi bir gövdesi var.



Iced Plum, renge birebir baktığınızda çok soluk, açık tonlu bir lila gibi duruyor. Uygulayınca ise mavi alt tonu baskın, lilayı andıran bir pembeye dönüyor.

GÖLGEDE

DİREKT GÜNEŞ IŞIĞINDA

Rujun gloss gibi bir bitişi var parlaklık ve ışıltı dozu bakımından, ben mat görüntüyü sevmediğim ve simli olmayan bir parlaklık verdiğinden bu yönünü çok sevdim.

Beni almaya direkt ikna eden şey yüzümde fondöteni geçtim, cildimi mat tutmak için pudra bile uygulamamışken, kısacası sadece güneş kremi sürüp çıkmışken, yüzüm normalde gayet kusurlu olmasına rağmen ruju denediğimde çok güzel durmasıydı. Rujların en sevmediğim yönlerinden biri, benim kadar tam takım makyajdan kaçan insana "adam gibi bir ten, iyice dikkat çeken bir göz makyajı yap, yoksa suratında iğrenç duracağım" demeleri. Ve yüzünüzde az makyaj varken güzel görünen çok ruj var, ama bunun gibi göz altım bile koyu koyuyken "ay ne güzel bir ruj bu böyle" dediğim hiçbir şey denememiştim. Kocaman bir artıyı oradan aldı.

Böyle açık bir rengi olmasına rağmen, yarım saat bile kaldıktan sonra silseniz dudağınızda farklı bir renk bırakıyor (İngilizcesiyle "staining" diyeceğim türden). Yani tamamen yok olup gitmiyor.

Dudakları inanılmaz nemlendiriyor, yapısı o kadar güzel ki sürdükçe sürmek istiyorsunuz. Ayrıca normalde fotoğraflarda görülebileceği gibi gayet saydam ve hafif bir görüntü vermesine rağmen, istediğiniz ton koyuluğunu elde etmek için üstüste birkaç kat uygulamanız yetiyor.
Zaten sürünce dudakları çok yumuşattığı ve nemlendirdiği için insanın durmadan süresi geliyor, o yüzden tek katta bırakanın çok fazla olduğunu sanmıyorum :)

Kısacası, fazlasıyla sevdim Iced Plum'ı. Anlattığım özelliklere sahip bir şey arıyorsanız kesinlikle öneririm.
Bu serinin fiyatı şu anda 95 lira.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!