Değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Değerlendirme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2014 Çarşamba

Marka Hikayeleri: Guerlain

Herkese merhaba!

Son zamanlarda hayatım uzun zamandır olmadığı kadar yoğun olduğundan pek yazamıyorum ama bugün marka hikayelerine çok fazla ürününü deneyemediğim ama çok sevdiğim bir marka olan Guerlain ile devam etmek istedim.


Guerlain'dan aldığım ilk şey bir yıldan uzun bir süre hep istediğim, aldığım gün de denemeye bile gerek duymadan "alıyorum" dediğim bu far paleti olmuştu. Bu far paleti, benim Guerlain far paletlerine olan hayranlığımı başlatan ilk şey oldu.

Les Fauves - 14


Sadece bir kat swatch!
Bu far paletini bu kadar beğenince, o aralar Amerika'da olan kuzenimden bir de başka bir tanesini istedim. O da 2 mat, 1 ışıltılı, 1 tane de ufacık simler içeren fardan oluşan, gümüş, gri ve gül kurusu tonlarını içeren 06 numaralı Les Fumés'di.



Bu palet bana çok hitap etmedi çünkü mat farları pek sevmiyorum. Benim aksime çok severek kullanacak olanlar da olabilir ama elimdeki 3 Guerlain dörtlüsünden bu elimin neredeyse hiç gitmediği tek palet.

Markadan en son aldığım şey Mart ayı başlarında "almayı asla düşünmem" derken bayıldığım, detaylı yazısını da yazdığım 503 numaralı Les Tendres far paleti.


Detaylı yazısı burada.

Markadan satın aldığım başka hiçbir şey bulunmuyor ama pek meşhur fondöteni Lingerie de Peau'yu denemiş ve yine onu da yazmıştım. Onu da okumadıysanız buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Sephora'dan yaptığım büyük alışveriş esnasında o gün bana yardım eden Ceren hanım "çok içimden geldi, şu meteorites ı da bir deneyin" deyip meteorites için özel üretilen Guerlain fırçayla ürünü yüzüme hafifçe uygulamıştı. Onu da çok beğenmiştim ama muhtemelen gündelik makyajlar için uygun görecek kadar sade bir şey olmadığını düşündüm. Yine de aklıma takılmış olabilir ileride bir gün almak için.

Guerlain beni en çok fiyatlarıyla korkutuyor, en azından düzenli ve iyi bir gelirim olana kadar kendisinden yaptığım alışverişler seyrek olmaya devam edecek. Yine de piyasadaki bir sürü far markasını denemiş biri olarak söyleyebilirim ki Guerlain'ın en başarılı olduğu konulardan biri far paletleri. Özellikle de markadan aldığım ilk şey olan Les Fauves adlı, kızıl kahveler, koyu mercan ve somonumsu altın rengini bulunduran far paletini kesinlikle tavsiye ederim. O tonları beğeniyorsanız tabi.

Sizin Guerlain'dan en sevdiğiniz ürünler, sizi hayal kırıklığına uğratanlar hangileri? Paylaşmayı unutmayın!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

14 Nisan 2014 Pazartesi

Marka Hikayeleri - Tom Ford

Herkese merhaba!

Marka hikayelerine bugün en sevdiğim ama bir o kadar da seyrek alışveriş yapmak zorunda kaldığım Tom Ford ile devam ediyorum.


Öncelikle, markadan değil de, Tom Ford'dan bahsetmek istedim. Çünkü beni markaya çeken şey arkasındaki bu inanılmaz başarılı adam.

Tom Ford, ilginç şekilde, girdiği her alanda hep en iyilerden olmuş. Bu yüzden kozmetik markasını yaratacağı zaman heyecanla bekleyen bir sürü kişi vardı. Ben de markanın Türkiye'ye gelişini 1 yıldan fazla bir süre beklemiş, arada Harvey Nichols'a gidip "ne zaman geliyor?" diye sorup durmuş olan kesimdenim.
Yıllarca Gucci için tasarımcılık yapan Tom Ford, daha sonra markadan ayrılarak kendi markasını kurmuş. Özellikle fazlasıyla meşhur güneşgözlüklerinin yanında, bir sürü kırmızı halı davetinde gördüğümüz ünlüleri gerek kıyafet, gerekse ayakkabı tasarımlarıyla giydiren Tom Ford'un "A Single Man" adlı, başrolünde Colin Firth'in yer aldığı yoğun dram türünde bir filmi de bulunuyor. Ford, filmin hem yönetmenliğini yapmış hem de kitabın sinemaya uyarlamasında senaryo yazım aşamasında ismi olan 2 kişiden biriymiş. Hatta bu filmdeki rolüyle Colin Firth, bir Oscar adaylığını da kapmış.
Tom Ford'un sinemada başka bir "elle tutulur" işi bulunmuyor o zamandan beri ama yaptığı her şeyde başarılı olduğu gibi, sinemada da önemli ve dikkat çeken bir başarı elde ettiği kesin.

Tom Ford kozmetik markası özellikle yurtdışında ünlülerin makyözleri tarafından fazlasıyla tercih edilen bir marka. Benim Jennifer Lopez'e olan ilgim ve çok seyrek de olsa makyözünden arada tüyoları kapabilme fırsatımla en azından Jennifer Lopez ile yıllardır çalışan Mary Phillips'in, ünlünün birçok makyajında Tom Ford tercih ettiğini biliyorum. Yine Mary Greenwell, kendi markasını çıkarana kadar Charlotte Tilbury, hep Tom Ford'un makyaj malzemelerini kullanıyordu. Charlotte Tilbury demişken, Tom Ford'un ilk reklam görsellerinden beri bütün kozmetik reklamlarındaki makyajlar dünyaca meşhur ve inanılmaz başarılı makyöze ait.

Gelelim benim markayla olan tüketici ilişkime...

Dediğim gibi, her ne kadar renkli kozmetikte üstüne tanımasam da, uçuk fiyatları ve son zamana kadar ruj ve ojeleri farklı mağazalarda satışa başlamış olsa da bütün ürünlerini getiren tek yerin Kanyon-Harvey Nichols olması sebebiyle markadan çok fazla alışveriş yapmadım.

İlk Tom Ford'um Ocak 2013'te aldığım Cognac Sable far paletimdi.


Bu far paletinin özellikle de açık ten için tam bir joker olacağını düşünerek almıştım. Farların pigmentasyonu ve özellikle de o bakır rengi simli far o kadar güzel ki, o zamanlar 190 lira vermiş olmama rağmen "iyi ki almışım" dediğim şeylerden biri Cognac Sable. Gerçi Tom Ford'dan aldığım hiçbir şey için pişmanlık duymadım şu ana kadar ama bu far paletinin kullanışlılığı pek rekabet yaratacak seviyede değil.
Paletin yazısı çok önceden blogumda vardı ama bir swatch görmek isteyenler için tekrar!




Sonraki Tom Ford alışverişim ancak bu yıl yine Ocak-Şubat ayı civarında gerçekleşti. Bütün bir yıl birikim yapıp bir kez daha Harvey Nichols'a gitmek ve bu sefer birkaç şey almak istediğim gün seçtiğim ilk şey, detaylı yazısını yazdığım Violet Fatale rujdu.


Ardından ise Frantic Pink allığı aldım, ve "bir fırçaya 200 lira verilir mi?" diye içimde 5-10 dakika muhasebe yaptıktan sonra "1.5 yıldır hayalini kuracağıma artık alayım gitsin" diyerek allık fırçasını almıştım.

Markadan şu ana kadar aldıklarım...


Özellikle allık fırçası benim makyaj fırçası algımı tamamen değiştirdi. Bu kadar mükemmel bir uygulama yapan, dünyanın en pigmentsiz allığını bile yoktan var eden, inanılmaz yumuşak ve sarılıp uyumak isteyeceğiniz kaşmir kılları olan bu allık için, istediği kadar uçuk olsun, 205 lira gerçekten değdi. Bir MAC allık fırçasıyla arasında dağlar tepeler dereler, aklınıza gelebilecek her şey kadar fark var. Gerçekten inanılmaz güzel bir şey.

Far paletleri deseniz zaten Tom Ford'unkilerle tanıştıktan sonra "en kötü" Guerlain yetiyor size. İki markanın da bu alanda muhteşem olduğunu biliyorum ve başka hiçbir marka bana bu alanda daha başarılı gelmiyor.

Rujlar... Violet Fatale inceleme yazısı düşüncelerimi özetleyecektir.
Allık... Başlarda markadan almama değmeyen tek şey olduğunu düşündüm ama şu anda özellikle de çok açık ten için Frantic Pink'ten daha hoş bir şeftalimsi pembe allık olabileceğini düşünmüyorum. İçindeki ufak ışıltılar da benim gibi ışıltılı allık severlerin gözünü iyi doyuruyor. Işıltı dediysem, MAC mineralize allıklar değilde, MAC'in çok meşhur Style adlı allığındaki gibi bir ışıltı. Sim değil, ışıltı.

Tom Ford'un özellikle de far paletleri ve rujları benim için kendi alanında tartışmasız en iyilerden. Yüz fırçaları da elimde olsa hepsini alacağım! Mükemmeller çünkü.

Sizin Tom Ford hikayeniz nasıl? Markadan sahip olduğunuz ya da almayı en çok istediğiniz şey(ler) ne? Paylaşmayı unutmayın!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

7 Nisan 2014 Pazartesi

Guerlain Lingerie De Peau Fondöten

Herkese merhaba!

Size bugün, hayatımda şu ana kadar denediğim en mükemmel fondötenden bahsedeceğim: Guerlain - Lingerie de Peau.


Ben bunu son Sephora alışverişimde bana 4-5 kez kullanacak ve hatta daha devamını getirebilecek kadar miktarda, tester olarak almıştım.


Fondöten likit fondöten kategorisine girse de oldukça yoğun ve kremsi bir yapısı var.


Benim denediğim ton 02 Beige Clair ve sanırım ülkemize gelen en açık ton.


Bana *her zamanki gibi* 2-3 ton koyu gelmesine değinmeyip, fondöteni anlatmaya geçeceğim.

Öncelikle bu fondötenle Sephora'nın mart ayı başlarındaki %20 indiriminden önce tanışmadığım için çok üzüldüm. Uygun fiyatlı olduğunu asla söyleyemeyeceğim ama fiyatının her bir kuruşunu öylesine hak ediyor ki 190 liralık bu fondötene %20 indirim imkanıyla da sahip olmak harika olacakmış.

Bu fondöteni araştırırken tek bir kötü yorum bile okumadım. Özellikle de Youtube'da üzerine yapılan en az 5 video izledim ve herkes ne kadar iyi olduğundan bahsediyordu. Abartıyorlardır diye düşündüm ama dener denemez hak verdim. Sonra diğer kullanımlarımda ilk "ya bu mükemmel bir şey!" hissini almasam da yine benzer bir şey hissettim ve merak edenler, karma-karmadan yağlıya dönük cilde sahip olup mükemmel bir fondöten arayanlar için yazmak istedim.

Öncelikle, dediğim gibi, diğer bir sürü yoruma, blog yazısına ve videoya da bakınca, kendimden de yola çıkarsam bu fondöten karma ve karmadan yağlıya dönük ciltler için gerçekten mükemmel.
Mat değil, saten bir bitişi var.
Ortadan yükseğe giden bir kapatıcılığa sahip. Teninizi tam da adından çağrıştırdığı üzere, bir iç çamaşırı gibi sarıyor. Ciltle bütünleşince yok olmak yerine, cilde bir kat kusursuzluk tabakası gibi yerleşiyor.
Uyguladıktan 6 saat sonra bile cildinizin salgıladığı yağ haricinde tamamen aynı, daha yeni uygulamışsınız gibi görünüyor. Çok az bir pudra tazeleme işlemiyle ise tamamen ilk haline dönüyor.
Ürünün durduğu yerde yoğun ve güzel bir kokusu var ama cilde uygulandıktan sonra koku alınmıyor.
Fotoğraflarda, içeriğindeki 20 SPF güneş korumaya rağmen çok güzel çıkıyor.

Beni en etkileyen tarafı cilde bir tabaka halinde yayılması, gözeneklere dolmadan, cilt emmeden ve yok olmadan durması oldu. Böylece cildimizden kanımıza karışarak sağlığa zarar verme ihtimali de daha düşük gibi görünüyor. Ve cildi çok daha güzel gösteriyor. Buradan çok sevdiğim Cafe Makeup adlı blogun yüzü Lisa'da nasıl durduğuna bakabilirsiniz: Guerlain Lingerie de Peau ciltte nasıl duruyor?

Dediğim gibi, 252 lira gibi uçuk ötesi bir fiyata sahip olan La Prairie Anti Aging fondöteni indirim döneminde 201.6 liraya aldım ama eğer öncesinde bu fondötenle tanışmış olsaydım 152 liraya getirebilecek şekilde kesinlikle bunu alırdım. La Prairie bu fondötenin yanında biraz daha mat ve donuk duruyor. Artık az da olsa yağlı ve yağlıya dönük ciltler illa mat fondöten kullanır algısından kaçtığım ve sağlıklı cilt görüntüsünü çok sevdiğim için Lingerie de Peau gibi fondötenleri çok daha fazla seviyorum.

Saydığım özelliklere sahip bir fondöten arıyorsanız, buğday tenli ya da biraz daha esmere kaçan gruptaysanız, ya da Türkiye'de olmasa da 01 numaralı Beige Pale adlı tonu bulabilecek bir yerde yaşıyorsanız bu fondöteni kesinlikle denemelisiniz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

4 Nisan 2014 Cuma

Marka Hikayeleri: Chanel

Herkese merhaba!

Markalarla olan tüketici ilişkimi anlattığım marka hikayelerinde bu sefer Chanel var. Chanel için bir yazı yazacağım zaman aslında en az YSL kadar tecrübeli olduğum bir marka olduğunu fark ettim. Beni de şaşırttı bu durum ama şu ana kadar elden çıkardığım farklı çeşitte ürünleri ve şu an elimde olan yine farklı çeşitteki dört ürünüyle bugün Chanel ve şu ana kadar denediğim Chanel ürünlerinden bahsedeceğim.




Hatırladığım kadarıyla ilk Chanel'im 2012 yazında aldığım Frisson ojeydi.


İçindeki ışıltılar ve çok saydam olmasına rağmen pembemsi nude baz tonuna görür görmez vurulmuştum. Bu, geçen yaz blog satışıyla elimden çıkardıklarımdan. Daha sonra yine 2012 yazının koleksiyon ürünü olan Delight ile tanıştım.


Buna da görür görmez bayılmıştım! Sephora Demirören'de testerlar arasındaydı ama günler sonra almaya gittiğimde "kalmamış" dediler. Oradan Harvey Nichols'a, Kanyon Douglas'a ve Debenhams'a arka arkaya hiç üşenmeden gittim ama hiçbirinde yoktu çünkü sonbahar sezonu gelmişti. Tam 2 yılın ardından tam o günlerde Antalya'ya gittiğimde yine kaldığım yere çok yakın olan Sephora'ya uğradım ve şansıma orada buldum. Çok ilginç bir alış hikayesi var bunun benim için ama hala da peşinden koşturduğu kadar severim.

Sonra 2012 Ekim gibi Chanel'in pudra allıklarıyla tanıştım. Ultra Rose, müthiş bir pembeydi.


Özellikle çoğu kişinin şikayetçi olduğu o buram buram gül kokusu benim hoşuma gidiyordu aslında.
Bu da aylar önce blog satışı aracılığıyla elimden çıkanlardan.

Sonra yine sırasıyla birçok ürününü denedim Chanel'in. Detaylara inmeden bakacak olursak...


Bird of Paradise far paleti,


Rouge Coco Shine-Evasion,


Stylo De Yeux-Taupe, ve baştaki toplu fotoğrafta da görebileceğiniz gibi şu an hala elimde olan Inspiration krem allık, Aurore glossimer ve Le Blanc de Chanel gibi farklı farklı birçok ürününü kullandım.

Bu kadar fazla çeşidini deneyince markayla ilgili iyi bir bilgi ve tecrübe birikimim var. Bana göre:
Kesinlikle edinilmesi gereken Chanel ürünleri: Krem allıklar,
Beni en rahatsız eden Chanel ürünü: Rouge Coco Shine serisi (dudak çizgilerine inanılmaz doluyor ve dudaktaki ölü derileri çok fazla vurguluyor, ayrıca YSL gibi biraz daha ucuzuna kıyasla çok daha az kaygan ve zor sürülen bir yapısı var),
Verdiğiniz paraya kesinlikle yazık olacak, çok daha iyilerini bulabileceğiniz ürünleri: Dörtlü far paletleri,
Tamamen görüntülerinden dolayı en sevdiğim ürünleri: Işıltı, metalik ve duokrom denince en güzellerini yaptıkları ojeler
Hayatımı değiştiren Chanel ürünü: Doğru kullanmayı iki gün önce öğrendiğim ve artık fazla açık tenime her türlü fondötenin rengini açarak kullanmama yardımcı olan, süper kahraman Le Blanc de Chanel baz.

Bunların dışında su geçirmez otomatik kalemleri ve glossimer leri ile ilgili çok da önemli gördüğüm yönler yok. Alsanız da, almasanız da olur diyebilirim. Ama merak ederseniz denemekte yarar olabilir.

Sizin ilk ve favori Chanel'leriniz neler? Paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

1 Nisan 2014 Salı

YSL Effet Faux Cils - Takma Kirpik Etkili Rimel

Herkese merhaba!

Bugünün konuğu YSL'in en meşhur ürünlerinden Effet Faux Cils, yani "takma kirpik etkisi" adını verdiği rimeli.




Bu rimeli, waterproof versiyonunu 2012 Ekim sonlarından beri kullanan ve çok memnun olan biri olarak günlük kullanımda geçen yazdan beri favorim olan Benefit They're Real'a, daha dikkat çekici göz makyajlarında kullanmak üzere alternatif bir rimel almak istediğimden geçen ayın başlarında Sephora indiriminden yararlanarak aldım.

Rimeli aldığım gün denemedim  ama waterproof versiyonuyla bu klasik versiyonunun farklı durduğunu o gün öğrenmiştim. Ve aldığım bilgilere göre bu versiyonu YSL markasının en çok satan ürünlerindenmiş.


Ben burada klasik bir seçim yapıp siyah almış ve siyahı size tanıtıyor olsam da o gün gözüme elektrik mavisi ve bordo-mürdüm rengi arasındaki seçenekleri de takıldı. Renkler o kadar güzeldi ki eğer ihtiyaç mantığıyla alıyor olmasaydım muhtemelen özellikle de bordomsu renktekini orada bırakıp çıkamazdım.
Bir de kirpikleri gerçekten bu kadar öne çıkarmayı başaran bir rimelde renkli tercih etmek, renkli kirpiklerle dolanmak biraz fazla cesaret gerektirecek diye düşündüm, o yüzden ne kadar içim gitse de klasikten şaşmadım.

Rimel, ambalajı içerisinde çok çiçeksi ve yoğun bir kokuya sahip. Bu benim hoşuma giden yönlerinden biri. Uygulamadan sonra burnunuza gelecek kadar kuvvetli değil.
Çok ıslak bir rimel değil, eğer uygular uygulamaz gözünüzü sıkıp, kırpıp durmazsanız bulaşma yapmıyor.
Gördüğünüz gibi hem dolgunlaştırıyor, hem de inanılmaz uzatıyor ve kıvırıyor. Yani takma kirpik etkisi iddiasını yerine getirmesi için gereken bütün özellikleri barındırıyor. Hatta şöyle biraz sinirli baksanız, kirpikleriniz gerçekten kaşınıza değiyor!


Ambalaj tasarımını çok beğeniyorum. Tam kapanması için "YSL" yazısını tam oturtmanız gerekiyor. Biraz ağır bir ambalajı var.
Fiyatı -indirimsiz haliyle- 95 lira, ben indirimden yararlanarak 76 liraya almıştım.

Benefit'in They're Real'ını sevenler ama yeterince hacim vermediğini düşünenlere YSL Effet Faux Cils gerçekten başarılı bir alternatif olabilir. İki rimel de en favorilerim ve yeni bir şey aramayı gerektirmeyecek kadar güvendiğim ürünler.

Siz bu rimeli hiç denediniz mi? Paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

25 Mart 2014 Salı

Le Blanc de Chanel - Chanel Beyazı Makyaj Bazı

Herkese merhaba!

Bugün benim gibi fazlasıyla açık tenli olup, beğendiği ve kullandığı fondötenlerde tonunu asla tutturamayacak kadar şanssız olanlara fazlasıyla yardımcı olan bir makyaj bazıyla karşınızdayım.
Le Blanc de Chanel.


Chanel'in bu aydınlatıcı makyaj bazını ilk Lisa Eldridge'in bir videosunda görmüştüm. Kamera karşısında uygulandığında cilde anında bir aydınlık veren bu bazın en önemli özelliği de bu. "Hafif aydınlatıcı baz" olarak tanımlanmış.

Rengi tam da isminden anlaşılacağı gibi bembeyaz.


Daha ambalajını açar açmaz büyük bir hayal kırıklığı yaratarak pompa başlığı olmadığını görüyorsunuz. Bir sakarlık anında devrilip dökülmesi, uygulama için biraz alayım derken israf etme ihtimaliniz fazlasıyla var.

Bununla beraber, biraz rahatlık sağlama amacıyla ufak bir plastik spatulayla geliyor.


Ben normalde bir makyaj bazının tam boyunu alacak, özellikle de böyle bir şeye para harcamayı normal görecek bir tüketim anlayışına sahip değilim. Zaten baz kullanmak için makyaja harcadığım zamanı saniyeler de olsa arttıracak olması ayrı bir eksi. Ama şu ana kadar hiçbir fondötende en açık rengi almama rağmen ton tutturamadım. Yves Saint Laurent, Max Factor, La Prairie, hatta MUFE HD'nin 115 numarası bile bana biraz koyu geliyor. Bu sorunu çözecek ve başımla boynumun iki farklı kıtaya aitmiş gibi görünmesini sona erdirecek bir çözüm ile gelen ürün, beni sadece vaadiyle bile baştan fethetmiş demektir.


Baz bembeyaz da olunca fondöteninizle karıştırdığınızda istediğiniz kadar ton açabiliyorsunuz. Tabi ki fondötenin yapısı bazın yapısıyla karışarak değişiyor ama en azından kendi tonunuza yaklaşıyorsunuz.

Bu yönüyle beraber, ürünün içinden çıkan kılavuza göre bu bazın dört ayrı işlevi var:
1- Eşitlenmiş, pürüzsüz ve ışıldayan bir cilt için günlük cilt bakımı rutininden sonra tek başına kullanım,
2-Cildin ışıltısını arttırmak için fondötenden önce kullanım,
3-Fondöteninizin tonunu açmak, cildi aydınlatmak için fondötenle karıştırarak kullanım ve,
4-Elmacık kemikleri, alın ortası ve burun kemiği boyunca fondöten üzerine hafifçe sürerek, likit aydınlatıcı olarak kullanım.

Bu bazın gözenek küçültmek, cildi matlaştırmak gibi, biraz daha problemli cilde sahip olanlara yardımcı olacak türden özellikleri yok. Yukarıda belirttiğim gibi, daha çok aydınlatma amacına sahip. Kendimde gözlemlediğim kadarıyla cildin üzerine ince bir tabaka gibi yerleşiyor ve cilde belli belirsiz bir ışıltı katıyor. Ürünün içinde sim ya da ışıltılı bir şey yok, bu yüzden cildi parlatmıyor, cildin çok hafif ışıldamasını sağlıyor.
Cilde dokunulduğunda yapış yapış değil, saten hissi veriyor. Cildi kurutmuyor ama çok fazla da nemlendirmiyor.
Genel olarak makyaj bazlarından bekleneceği üzere makyajın ömrünü uzatması gibi bir yönü olduğunu düşünmüyorum. Pazar günü bütün gün denemiş oldum ve ten makyajım önceki zamanlardakine benzer bir hafifleme sürecinden geçti. Yani uygulandığı gibi durmasına yardımcı oluyor diyemem.
Aydınlatıcı olarak kullanılacak kadar fark edilir bir duruşu olduğunu düşünmüyorum, onu da denedim. En azından ben bir şey fark etmedim. Mary Loumanizer kullananlar benim aydınlatıcı anlayışımın tamamen opak ve görünür aydınlatıcı olmasından bunun nasıl olduğunu tahmin edebilir. :)

Dediğim gibi, bence en önemli özelliği cildi aydınlatması. Burada baz uygulaması öncesi ve sonrasında elimdeki farkı görebilirsiniz.


Sevdiğim yönlerinden biri de kokusu. Çok hafif ve meyvemsi bir kokusu var, hatta bana çok hafif bir çilekli sakız kokusu gibi geldi diyebilirim. Bu koku, ürün uygulandıktan sonra hissedilmiyor.

En büyük eksisi ambalajı ve kocaman ağızlı şişesi, yanında da çok bayağı bir plastik spatulayla gelmesi.
Uyguladığım fondötenin kendi yapısını değiştirip, bazın yapısına benzetmesini de çok sevmedim ama bunu yapmayan bir baz üretilmesi imkansız olur herhalde, sonuçta üstüne değil, direkt karıştırarak uyguluyoruz.

Fiyatı 136 lira. Verdiğim için pişman olduğum bir meblağ değil kesinlikle, 3 yıl hep en az 1-2 ton koyu fondötenler kullanmışken artık kullandığım her fondöteni kendi tonuma çevirecek olmam benim için yeterince büyük bir şey.
Sizler bu ürünü merak ediyor ya da hal-i hazırda kullanıyor musunuz? Paylaşmayı unutmayın!

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

ARTIK YOUTUBE'DAYIM!
Youtube'dan beni takip edebilir, kanalıma abone olarak videolarımı izleyebilirsiniz :)
Bengisu Ayşe Youtube kanalı

24 Mart 2014 Pazartesi

Hangisi Daha İyi? The Balm Mary Loumanizer - NARS Albatross

Herkese merhaba!

Aylardır planladığım bir yazıyla karşınızdayım bugün. Fotoğraflar aylardır bilgisayarımda duruyor ama yazmak bugünün işi olacakmış.

Geçtiğimiz yıl Haziran ayı sonlarına doğru NARS Albatross'u ilk kez denemiş ve dener denemez almıştım. Ekim ayı civarı ise bayram indiriminden yararlanarak The Balm Mary Loumanizer'ı da almış ve çok geçmeden NARS Albatross'u blog satışı aracılığıyla elden çıkarmıştım.
Satılmadan hemen önce NARS Albatross'u fotoğraflayarak bu iki fazlasıyla meşhur ve revaçta aydınlatıcıyı karşılaştırmak istedim.

The Balm Mary Loumanizer benim için fiyat-performans oranı kolay kolay rakip bulamayacak kadar iyi. Ekim ayından beri ondan daha başarılı bulduğum bir aydınlatıcıyla karşılaşmadım ve başka bir aydınlatıcı da kullanmadım. Fakat NARS Albatross, kullandığım kısa dönemde makyaja en ilgisiz arkadaşlarımın bile yüzümde gördüğünde (elmacık kemiklerini göstererek) "şurandaki ne? Ne kadar güzel parlıyor" demesine neden olan üründü.

Karanlıkta-Flaşlı Çekim

Bu iki aydınlatıcı arasındaki ilk bariz fark, Mary Loumanizer çok daha homojen ve opakken, Albatross'un biraz daha sim sim ve dağınık halde görünmesi.
Albatrossu uygularken fırçaya fazla yükleseniz bile Mary Loumanizer kadar opak bir aydınlatıcı görüntüsü elde etmiyorsunuz. Bu noktada Albatross kullanmaya alışmışken Mary Loumanizer bana inanılmaz yoğun geldi ilk denediğimde ama sonra tonunun benim fazlasıyla açık tenimde daha doğal durduğunu ve zaten opak şeyleri tercih ettiğimi iyice fark ettiğimden daha ikinci denemede Mary Loumanizer ile aramızda bir aşk ilişkisi başladı desem yalan olmaz.

Flaşlı - Aydınlık çekim

İkinci bariz fark, Mary Loumanizer'ın şampanya, Albatross'un ise çok açık bir altın tonunda olması. Albatross'u bir uyguladığımda abim "şu sarı sarı şey de ne? Çok sarı duruyor yüzünde" demişti, çok iyi hatırlıyorum. Eğer sarı alt tonlara sahip bir ten renginde değilseniz Albatross biraz fazla suni durabiliyor. Bu durumda yine Mary Loumanizer daha doğal duruyor çünkü şampanya ve sedefli bir tonu var.

Kalıcılık konusunda Mary Loumanizer'a getirecek tek bir olumsuz yorumum yok. Sabah 7'de uygulayıp çıkıyorum, akşam 18'i geçe eve girdiğimde yüzümde hala AYNEN duruyor. Eğer bir şekilde silecek ya da hafifletecek bir hareket yapmadıysam hiçbir şekilde değişmiyor.
NARS Albatross biraz hafifliyor diye hatırlıyorum. Fakat o da kalıcılık konusunda başarılı.


Ambalaj kalitesi, gramaj ve fiyat konusunda bakarsak inanılmaz bir fark var. Mary Loumanizer'ın indirimsiz hali bile 40 lirayken ve yılda birkaç kez %50'ye varan indirimle alma imkanı bile bulabilecekken, NARS Albatross 78 lira. Bununla beraber Mary Loumanizer 8.5 gram ürün barındırırken, NARS sadece 4.8 gram. Ayrıca NARS'ın ambalajı fazlasıyla kir ve iz tutuyor, Mary Loumanizer'da ise böyle bir durum yok.
Yani fiyatları gramajdan karşılaştırırsak NARS, Mary Loumanizer kadar ürün barındırsa 150 liraya yakın bir fiyatı olur. Fakat Mary Loumanizer indirimsiz haliyle dahi 40 lira.

Benim seçimim ve favorim kesinlikle Mary Loumanizer, ama ton ve duruş olarak Albatross'u beğenip alacak olanlar da olabilir. Eğer, özellikle de açık tenliyseniz ve hala Mary Loumanizer almadıysanız kesinlikle öneririm. Ben aldığım ilk günden beri çok çok severek kullanıyorum.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

20 Mart 2014 Perşembe

Dior - Spring Ball Oje

Herkese merhaba!

Geçtiğimiz günlerde yararlandığım Sephora Black Card indirimiyle aldıklarım arasından son ürün Dior'un 343 numaralı, Spring Ball adlı ojesi.

Ben 1-2 yılda yine 1-2 tane oje alan, çünkü normalde kullanmayan biriyim. Yakın zamanlarda kınalar düğünler başlayacak ve fırsatını bulmuşken en yakın arkadaşlarımdan birinin kına gecesinde giyeceğim elbiseye uygun bir oje almak istedim.

Konu oje olunca simli ve metalik şeylere bayılıyorum! Bu konuda da Dior ve Chanel en beğendiğim ürünlerle çıkıyor karşıma hep.


Spring Ball, içinde bol bol sim olan, neon bir mercan rengi. Aslında adındaki "bahar"dan çok, tam bir yaz rengi. Bana sıcacık günleri hatırlatıyor.



İçinde hem altın, hem gümüş renginde, minicik simler bulunuyor. Oldukça opak ve 2 kat sürmekle istediğiniz sonucu elde edebiliyorsunuz.

Sim miktarı, ojeyi silmeyi zorlaştırıyor ve elinizi sim içinde bırakıyor ama o kadar güzel ki, bu yönüne çok da takılmıyor insan. 
Giyeceğim elbiseyle uyumunu da çok sevdim!

Flaşlı çekimde Dior Spring Ball

Kalıcılığı konusunda yorum yapamıyorum çünkü normalde oje kullanmadığımdan sürüp 1 saatten fazla beklettiğim olmadı henüz.
Bunu aldığım gün, bu ve Chanel'in bir ojesi arasında kalmıştım ve görünüşe göre birkaç güne onu da alacağım çünkü onda da resmen aklım kaldı. Buna hiç benzemeyen, tamamen farklı bir duruşu ve rengi vardı. Alacak olursam blogda yerini hemen alır, merak ederseniz şimdiden not düşeyim.

Dior ojeler 10 ml lik ambalajlarında geliyor ve şu anki fiyatları 76 lira. Ben indirim zamanında 60.8 liraya aldım.
Mercan renginde ve ışıltılı ojeler seviyorsanız kesinlikle ilk Dior standına uğramalı ve Spring Ball'u yakından görmelisiniz. "İyi ki aldım!" diyorum.

Sizce nasıl? Paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

19 Mart 2014 Çarşamba

Sally Hansen - Shell We Dance?

Herkese merhaba!

Bugünün konuğu, geçtiğimiz günlerde bir ihtiyacı kapatmak üzere eczaneye girmişken gözüme ilişen Sally Hansen ojelerden "Shell We Dance".


Son zamanlarda güzel bir pembemsi nude tonu ararken dikkatimi çeken, tam da adından anlaşılacağı gibi inci arayışında açılan deniz kabuklarının iç rengini hatırlatan "Shell We Dance?", şişeye bakınca gayet güzel bir ilk izlenim yaratmıştı bende. Tamamen o an karar verip aldığım bir şey olunca araştırmasını sonradan yapabildim ve aslında hiç de opak olmadığını ancak eve geldiğimde anladım.

Güneş ışığında "Shell We Dance?"
Gölgede "Shell We Dance?"

Sally Hansen markasının oje serisini önceden hiç denememiştim. Eminim seride tam opak renkler de vardır ama bu daha çok fransız maniküründe baz olarak kullanılacak bir tona benziyor. Buradaki yarı opak görüntüyü elde etmek için tam 4 kat uyguladım. Ona rağmen hala tırnak uçlarımın beyazlığı ışıkta görülebiliyor.

Ürün 14.7 ml lik şişesinde, özellikle de lüks kozmetik markalarının çoğunun ojelerinin iki katı miktarda geliyor. Aslında internette araştırdığım kadarıyla Chanel Emprise tam hayalimdeki nude ama Chanel ojeler son zamla 87 liraya çıktığı için o kadar çılgın bir fiyatı sıradan bir tona vermek istemediğimden bunu alternatif olarak düşündüm ama bu kadar şeffaf oluşu beni hayal kırıklığına uğrattı.

Yine de ilgilenenler olabilir, Sally Hansen ojeler 19.5 liraya satılıyor.
Siz de bu ojeyi deneyenlerden misiniz? Fikrinizi paylaşmayı unutmayın!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

18 Mart 2014 Salı

Givenchy Le Rouge - 102 Beige Plume

Herkese merhaba!

Son aylarda keşfettiğim ve favorilerim arasına giren rujları üreten markalardan biri de Givenchy. Markanın henüz başka alanlardaki ürünleri, rujları kadar ilgimi çekmemiş olsa da, rujlarıyla tanıştıktan sonra markaya ilgi duymaya başladığım bir gerçek.

Bugün değerlendireceğim ruj, Givenchy'nin opak ve genellikle saten bitişli rujlarını içeren Le Rouge serisinden Beige Plume.




Benim bu ruju almaktaki amacım bundan 2 buçuk ay kadar önce aldığım ve yazısını yazdığım YSL Nude in Private için baz sağlayacak bir ruj aramamdı. Nude in Private, balm kıvamında ve parlak bir ruj olduğu için opak bir ruj üzerinde daha kalıcı olur diye düşünerek benzer bir renk aramıştım. Bu ruj hem çok iyi bir eş oldu, hem de beni YSL ruja dokunmaktan bile vazgeçirdi.

Her türlü makyajda harika duracak olan Beige Plume, bejimsi şeftali tonunda. Şu ana kadar bulduğum ve bana en çok hitap eden nude tonu. Son zamanlarda pembe ruj ve allıklardan biraz kaçan biri olarak şeftali tonlu şeyler beni hep daha çok çekiyor. Bu ruj da pembe değil, şeftali tonlu bir nude olduğundan alışverişim esnasında dener denemez alacağıma emin olduğum ilk şey olmuştu.

Rujun hafif bir vanilya kokusu var ama uygulandığında duymuyorsunuz. Oldukça opak bir ruj fakat mattan çok, hafif parlak bir saten bitişe sahip. Ambalajı deri ve metal detaylarla hazırlanmış, çok şık ve ağır. Givenchy'den aldığım ilk ruj olan Rose D'Exception'dan daha nemlendirici. Onun kadar kuru ve silikonsu bir his bırakmıyor.

Aldığıma çok memnun olduğum ürünlerden biri oldu. Bu tonlarda bir şey arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.
Givenchy Le Rouge serisindeki rujlar en son 87 liraydı, ben indirimle 69.6 liraya aldım.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

17 Mart 2014 Pazartesi

Lancome Blush Subtil 02 Nectar Lace

Herkese merhaba!

Bu yazının sonlarına gelmeyi beklemeden demem gerek: Bu üçlü palet, kozmetiğe yapılan en iyi yatırımdır. Benim gibi her seferinde gözüne takılan ama hala almamış olanlara hemen en başından söylüyorum, verdiğiniz her kuruşa değecek, harika bir ürüne hazır olun.

Aslında bu paleti muhtemelen 2 yıldır biliyordum fakat Türkiye'de uzun süre görmemiştim, sonra son bir yıldır da görmeme rağmen hiçbir zaman mağazada tende nasıl durduğuna bakmamıştım. Allığı inanılmaz ışıltılı olduğu için nedense bronzer kısmı da ışıltılı olur gibi gelmişti, ta ki Sephora'nın son indiriminden yararlandığım gün "bir bakayım nasılmış" deyip NARS Laguna'nın Lancome versiyonu olduğunu görene dek.

Bu üçlü 2 farklı ton setinde geliyor. Ben allığı altın ışıltılı şeftali olan 02 Nectar Lace'i tercih ettim. NARS severleri daha bir çekecek bir benzetme geldi aklıma dener denemez: Bu palet resmen Orgasm allık, Albatross aydınlatıcı ve Laguna bronzer ın bir araya getirilmiş, çok daha yumuşak ve pigmentli, ciltte daha güzel duran versiyonlarının bulunduğu bir palet. Hele o allık, inanılmaz güzel!! Ve ten makyajında cilde derinlik, renk ve aydınlık katmak için gereken herşeyi bir arada sunuyor.




Bunu aldığımın hemen ertesi günü denemiştim ve sabah 7de makyajımı yapıp akşam 8de eve girmeme rağmen yüzümde tamamen aynı duran yegane makyaj malzemelerinden biri olduğunu fark ettim. Lancome'dan aldığım ilk renkli kozmetik ürünü ve girişi o kadar başarılı yaptı ki artık markaya bir ilgi duyuyorum ciddi ciddi.
Bu palet bence 150 lira bile olsa fiyatını hak ederdi ki aslında o kadar uçuk bir fiyatı da yok böyle bir şey için. Normalde satış fiyatı 125 lira ama ben o gün indirimle 100 liraya aldım. Ki bu kadar iyi olduğunu bilsem, dediğim gibi, 150 lira bile olsa alırdım.

Gerçekten müthiş bir şey. Özellikle de seyahat için harika çünkü bütün önemli ten makyajı malzemelerini tek başına bulunduruyor. Bir fondöten ve pudrayla başka bir şeye ihtiyaç bırakmıyor.

01 numaralı ve allığı şeker pembesi tonlarında olan da bunu ilk kullandığım günden beri aklımda. Yakın zamanda alıp ona da blogumda yer verebilirim.

Eğer "lüks kozmetik markalarından bir şey almak istiyorum ama ne, bilmiyorum" diyorsanız kuruşuna kadar hakkını veren bu paleti kesinlikle edinmelisiniz!
Eğer sizler de hal-i hazırda buna sahipseniz yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

15 Mart 2014 Cumartesi

Guerlain 2014 İlkbaharının Gözdeki Renkleri: 503 Les Tendres

Herkese merhaba!

Geçtiğimiz günlerde hiç de almayı düşünmediğim bir şey ile, Guerlain 2014 İlkbahar koleksiyonundaki far paletiyle Capacity Sephora'da karşılaştım. Youtube'da takip ettiğim vloggerlar almasına ve Guerlain'ın far paletlerinin verilen her kuruşa değdiğini önceden iki palete sahip olarak bilmeme rağmen, kozmetiğe gelen genel bir zamdan ve internette gördüğüm renklerin beni çekmemesinden dolayı bakacağımı bile düşünmediğim 503 numaralı far paletini yazacağım bugün.

Yazıya girer girmez söylüyorum, bu tonlar benim deyimimle tam "peri makyajı" tonları. İlginç gelebilir ama aynen öyle. Peri ya da prenses.




Bu paleti en ilginç kılan şey, açıkça görülebileceği üzere, buradaki ışıltılı mint tonu. Başta göz kapağının tamamına uygulanması için biraz fazla cesaret gerektirir diye düşünsem de kendisinin en güzel kullanılış yönteminin gözün iç kısmını aydınlatmak olduğundan dün denediğim makyajda emin oldum. Aslında bugün Güneş'i bulur bulmaz fotoğraflarını çektim ama dün öğlen ilk kez denediğim far paletine resmen aşık oldum! Tom Ford'un far paletleriyle arasında şu an sadece 5-10 liralık bir fiyat farkı olmasına rağmen kalite bakımından Tom Ford'dan aşağıda olduğunu asla düşünmüyorum Guerlain far paletlerinin. Buna ek olarak Tom Ford sadece Kanyon Harvey Nichols'da var ve ASLA indirime girmiyor ama Guerlain'ı bir sürü yerde bulabildiğimizden indirimle alma fırsatı edinmemiz mümkün oluyor.

Benim dün denediğim ve genelde yapmaktan hoşlandığım makyaj ise böyleydi.



Guerlain far paletlerinde beni en çok etkileyen ve her seferinde denediğim makyajı silme düşüncesinin içime bir hüzün saldığı yönü o inanılmaz ışıltısı. Burada göz kapağımın tamamında swatch sırasına göre ışıltılı pembe tonunu en az 3-4 kez üst üste uyguladım. Göz çukurunda üçüncü sıradaki morumsu vizon rengiyle gölge yaptım ve alt kirpik dibini en koyu ve mat tonla gölgeledikten sonra gözün en iç, burna yakın çukur kısmını mint yeşili tonuyla aydınlattım. Fotoğraflar genelde böyle şeylerin hakkını vermiyor ve ışıltıyı görmeniz için flaşla çektim ama birebir görseniz, o mint yeşili, İNANILMAZ duruyor! Makyajda çok klasiğe kaçmaktan hoşlanmayanlar ve değişik tonlar kullanmak isteyenler için mükemmel.

Liner olarak MAC Blacktrack Fluidline ve Loreal Superslim likit liner kullandım. Takma kirpik gibi duran kirpiklerim ise bence dünyanın en muhteşem rimel ikilisinin işi. Onu da yakın zamanda tek başına yazmak istiyorum çünkü kendilerine has bir takdimi hak ediyorlar.

Guerlain far paletleri şu an son yenilenen fiyatlarıyla 195 lira. Ama ben Sephora Black Card indirimiyle 156 liraya aldım. Eğer Guerlain-sever ama bu paletten edinmemiş olanlardan iseniz peri makyajını bundan başkasıyla yaratamazsınız, hele o tarifi imkansız ışıltıdan hiç bahsetmiyorum! :) Yüksek fiyatına rağmen kesinlikle öneririm. Şu an Tom Ford Cognac Sable far paletim kadar sevdiğim ikinci palet olmuş bile olabilir.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!